Sosyal ağ platformlarının gelişimini yakından takip eden hemen her uzmanın bildiği gibi bu kanalların gelişimlerinin ilk dönemlerinde neredeyse sıfır reklam ve yok denecek kadar az gelirleri vardı. Bu erken dönemde tüm enerjilerini topluluğun büyümesine ve kullanıcılar arasındaki iletişimin güçlenmesine, paylaşımın yaygınlaşmasına enerji harcadılar. İlişkinin temelinde “keşfetme merakı” ve “doğallık” vardı.

Bu zeminde hızlıca büyüdüler.

Malum soru her zaman zihinlerde dolaştı. Kullanıcı sayıları yüzmilyonlarla ifade edilen aşamalara geçildikçe herkes “İyi tamam da, gelir modeli ne olacak?” diye sormaya başladı. Yatırım şirketleri milyonlarca dolar para yatırdıkları bu platformların gelir modelini geliştirmesini beklediler.

Zamanla bu “sosyal paylaşım” platformlarının gelir modelinin “reklam” olduğu anlaşıldı.

Geleneksel mecralardaki reklamlardan yorulan tüketicilere ulaşmak için sosyal ağ platformları firmaların-markaların imdadına yetişti ve “altına hücum” dönemi başladı. Facebook nihayetinde bilançosunda son yıllarda hatırı sayılır kar rakamları açıklamaya başladı.

İşte alarm zilleri de bu andan itibaren çalmaya başladı!

Doğallık ve sosyal paylaşımla büyüyen Facebook gibi platformlar, reklam ve gelir baskısıyla “sentetik döneme” adım attı.

Açık ki, sosyal ağ platformları Facebook örneğinde olduğu gibi hızla borsaya açılmaya başladıkça, hissedarlarının baskısı altında kalmaya başlayacaklar. Üstelik büyük piyasa rakamlarına ulaşan bu şirketler daha da büyük kar baskısı altında kalacak ve gelirlerini artırmak için servis ve hizmetlerinden daha fazla reklam gelirleri elde edebilmek için yeni yöntemler geliştirerek kullanıcıları, markaları, firmaları zorlamaya, daha naif deyişle “tercihe” zorlamaya başlayacaklar.

İşin içine reklam girdikçe ve “sosyal paylaşım” akışının içerisine Facebook, Twitter gibi platformlar reklamı daha fazla yedirmeye başladıkça, bu ağların çıkış dönemlerindeki “doğallık”, “güven”, “inandırıcılık” daha fazla kaybolmaya başlayacak.

İsim anmaya gerek yok, dikkatli sosyal medya takipçileri bunları anımsayacaktır; örneğin son dönemde gerek Facebook tarafından, gerekse iş modelini Facebook üzerine oturtan ve ondan beslenen birçok projede, “Sen de paylaş, senin de hesabında para biriksin ya da ödül kazan” tarzında uygulamalar geliştirmeye başladılar.

Hem Facebook, Twitter gibi platformların sunduğu doğrudan reklamlar, hem de bu platformların zemin oluşturması ve teşvikleriyle üçüncü parti hizmetlerle geliştirilen uygulamalarla hayatiyet kazanan dolaylı reklamlar, zaman içerisinde ister istemez bu platformları kullananlarda “şüphe ve güven kaybını” tırmandıracak.

Giderek “arkadaş topluluklarının kontrolünü” gelen her daveti kabul etmeleriyle kaybeden kullanıcılar, bir de topluluklarındaki kişilerin “reklam kokan” paylaşımlarıyla baş etmek zorunda kalacak.

Sosyal ağlardaki bu reklam derinliği ve firmalar tarafından kullanırlılığı arttıkça (ki görünen köy kılavuz istemez. Müthiş bir iştah var. Birçok firma saldıracak) sosyalleşme vaadi sunan bu platformlar reklam platformlarına dönüşecek. Her kişi ve kurumun Facebook toplulukları yoğunlukları farklı birer reklam toplulukları haline gelecek!

Belki de yeni bir sosyal olguyla karşılaşacağız. Yüzbinlerce, belki de milyonlarca insan bir anda reklamcıya dönüşecek ve herkes herkese reklam yapar hale gelecek. Başlangıçta, doğal, gündelik etkinliklerini, deneyimlerini “kaygısız” biçimde paylaşan kişilerin oluşturduğu bu platformlar(ki markaların iştahını kabartan da bu yönler zaten), reklamla puslu bir havaya bürünecek.

Hatta kimbilir, bir de bakacaksınız ki, Facebokk, Twitter topluluklarındaki bu reklam odaklı paylaşımlar nedeniyle ilişkiler bozulacak.

İşin bir başka boyutu da, firma ve markalar için sosyal medyayı ve sosyal medya pazarlamasını cazip kılan “sosyal paylaşımın” değerindeki büyük kayıp olacak!

Kişileri bugüne kadar talebe ve tüketime yönelten topluluklarındaki arkadaşlarının önerilerine olan güven ve inanç kaybı olacak. “Samimiyet” kaybı, herkesi topluluklarındaki öneri ve paylaşımların “bir reklam paylaşımı mı, yoksa samimi duygu ve düşüncelerinin parçası mı” olduğu yönünde derin şüpheye yöneltecek.

Bu şüphelerdeki gerçeklik paylarının zamanla deneyimlerle test edilmesiyle Facebook ve Twitter gibi sosyal ağ platformlarına “itibar etmemeye ve daha az kullanmaya başlayacak” ve büyük olasılıkla gelecekte bugün atfettiğimiz anlamı ve önemi atfetmiyor olacağız.

Son yapılan araştırmalar da gelmekte olanı gösteriyor zaten. Facebook reklamlarına tıklanma oranları yüzde 20’nin altında.  Associated Press ve CNBC‘nin gerçekleştirdiği son araştırmaya göre Facebook kullanıcılarının yüzde 83′ü, sitedeki reklamlara ‘asla’ tıklamıyor. Daha birkaç gün önce bu istatistikler nedeniyle General Motors (GM) Facebook’a verdiği 10 milyon dolarlık reklam bütçesini geri çekti.

Facebook’taki reklam zorlamaları ve çeşitliliği arttıkça, bu çeşitliliğe paralel benzer yeni istatistikleri okumaya da hazır olun!

Özetle, Facebook’tan hisse alanlara ya da almak için can atanlara duyurulur!

Ama bu yazıyı karamsar bulanlar ya da “evet, ben söylemiştim” diye naralar atanlar için son bir sözle bitirelim: Hayır, sosyal medya bitmeyecek!

Firmalar ve markalar için elbette bir çıkış kapısı ve imkan var; ama onu da değerlendirmeyi bir sonraki yazımıza bırakalım…

By admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir